Uzunca süredir İzmir’de, sözde tatil yapmaktayım. Mayıs 8′de okul kapandı, Mayıs 9′da Eskişehir’den hareket ve Mayıs 10′dan beri İzmir’deyim. Ankara’yı özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama özledim. Hem de öyle böyle değil. Sokaklarını, yollarını, uzaklıklarını.. Geceleri Karanfil’de kurulan işporta tezgahlarının arasından seke seke geçmeyi, Güvenpark Dolmuş Durakları’nın orada “10 tane Selpak 1 milyon” diye bağıran kısa boylu, esmer teyzeyi bile özledim. Başına buyruk yaşamayı, duvarımdaki posterlerle konuşmayı ve her gün eve gelirken 3 simiti 1 liraya almayı özledim. Demlik demlik çay içip, bardakları yıkamamayı, yerdeki halıların çizgilerini saymayı özledim. Bağıra çağıra şarkı-türkü söylemeyi, kapıyı çalan yöneticiye kapıyı açmamayı özledim…
**********
Çok doluyum. Yüzlerce satır yazı yazabilirim. Son 2 aydır elime kağıt kalem aldığım pek söylenemez açıkçası. (Hafif bir üzüntü var içimde ama kaynağına engel olamadım ne yazık ki)
Ankara’da ev tutmuştum ve tek başıma kalıyordum. İlk sene için ne kadar doğru bir tercih olduğu tartışılsa da yalnız yaşamaya alıştırdı beni. Kirası gayet çoktu bana göre, doğalgazı, elektriği, suyu, telefonu, interneti, aidatı derken, her ay babamın cebinden epey bir para çıkıyordu ve bu beni hiç mutlu etmiyordu, rahat değildi içim bu konuda ve okulumun yarım gün olmasından ötürü sürekli iş arıyordum ve nisan ayının ortalarına doğru ancak bir iş bulmuştum ama ben o tarihte evi boşaltmaya çoktan karar vermiş, Mayıs’ın 8′ine gün sayıyordum (Tek ders olan İngilizce Dersi’nin Final Sınavı’nı vermiş gibi
). 8-9 ay bu şekilde geçmişti içim içimi kemire kemire, iş arayarak..
Ankara’da kiracı olarak yaşayanlar falan bilir, evin elektrik aboneliğini oturan ailenin reisi üzerine almak zorundadır ve bunun için de ikametgah belgesi gerekmektedir. Aylar boyu benden abonelik sormayan Başkent Elektrik Dairesi, geldi geldi Nisan’ın ortasında abonelik sordu ve hiç acımadan kesti elektriğimi. O kadar anlattım 15 gün sonra gidiyorum falan dedim ama nafile yakarışlardı bunlar. Ben daha önce bu konudan haberdar edildim eve taşınırken, naklimi aldırdım İzmir’den (Aldırmaz olaydım!) ama bir türlü gitmek istemedim abonelik için. Babamın tam da yeni para gönderdiği bir dönemde gerçekleşmişti bu elektriği kesme olayı, harçlığımın yarısı olan 100 lirayı -ki takdir edersiniz ki öğrenci harçlığı çok değerlidir
- gittim abonelik için paşa paşa yatırdım. Elektriğim akşamına açılmıştı ama 3-5 saat mum ışığında oturmanın sonrasında. Ankara’daki ilk senemin son günleriydi ve benim harçlığımın yarısı Başkent Elektrik Dairesi’ne hibe gibi birşey olmuştu ve çok sinirlenmiştim.
Artık iyice yaklaşıyordu bitiş ve ben annemin ve abimin evi boşaltmamam için yaptıkları bütün konuşmalara karşı evi boşaltacağımı bağıra bağıra söylediğimden ötürü, eşyaları toplamaya başlamış, duvarımdaki bütün posterleri, gazete gipürlerini, fotoğrafları, resimleri sökmüş, devlet yurdu başvurumu yapmıştım bile. 10 gün civarı devlet yurdunda kalacak, 6 aylık parasını peşin verecek, gelecek seneyi garantiye alacak ve bu sayede açıkta kalma ihtimalim olmayacaktı, tabi teoriye göre. Annemi çağırdım ve artık taşınmaya hazırım dedim, ara akrabanı, ayarlayalım bir nakliyeci, eşyalar Eskişehir’e, abimin öğrenci evine gitsin dedim. Annem geldi, kalan eşyaları topladık, Nisan’ın 29′unda nakliyeci geldi ve biz de hiç düşünmeden, fütursuzca yükledik eşyaları, doğru Eskişehir’e yolladık, 3 dk sonra da annemi Eskişehir’e yolladım tabi. Ben yanımda 400$ evden aldığım depozito, babamın yollamış olduğu harçlık, cüzdanım, sırt çantam ve okulun verdiği dandik seyahat çantası ile doğru çıkan yurdun yolunu tuttum. Vardım yurda, görevlileri buldum, dedim böyle böyle, kayıt yaptıracağım. Tamam dediler yapalım, bütün belgeleri tek tek istediler, ikametgahı en son verdim. İkametgahı verene kadar herşey çok güzeldi, çünkü yasal olarak okuduğu yerde ikamet eden bir öğrenci, o şehirin devlet yurdunda kalamıyormuş. Bana asla ve kata kayıt yapamayacaklarını söylediler. Misafir öğrenci olarak kalmamı, böylece hem o kadar parayı vermekten kurtulacağımı hem de yurda çıkabileceğimi söylediler. Hemen aradılar KYK Ankara Bölge Müdürlüğü’nü, ama mesai saati dolmak üzereydi, ertesi güne kalmıştı. Ertesi gün git Bölge Müdürlüğü’ne başvur dediler misafirlik için. Böyle durumlarda ısrarcı olmayan ben de, aldım çantalarımı tekrar, yola koyuldum ama nerede kalacağımı bilmiyordum. Caddeye çıktım, biraz yürüdüm ve durup düşündüm, “Ne yapacaktım?”. Plan yapmalıydım her zamanki gibi, A planı boşa çıktı ve B planını hazırlamalıydım. A2 kurunda tanıştığım arkadaşım Hasan aklıma geldi, gelecek sene onunla aynı sınıfta olacaktık ve o da İzmir’liydi. Çok iyiydi muhabbetimiz. O ve İzmir’li 2 arkadaşı daha Gölbaşı’nda okulun yakınında bir ev tutmuşlardı. Hemen gel dedi bana sağolsun. Gittim, yemek yedik, oturduk maç izledik, ve ben yatacağım dediğimde kendi yatağını verdi, sağolsun, o günü, o geceyi asla unutamam. Hayatımdaki en değerli uykulardan birisiydi benim için o gece. Sabah kalktım, okula gittim, öğlen ders biter bitmez Bölge Müdürlüğü’ne geldim. Öğle tatiline denk geldiğim için uzunca süre bekledim. Sonunda açılmıştı, yukarıya çıktım hemen. Kayıt yapamayız dediler, ikametgahın burada gözüküyor, suç işleyemeyiz. Ben yine ayrıldım, tekrar yollarda ve gece kalacak yeri meçhuldüm. Kız arkadaşımla buluştum, tekrar yurda gittim bir umut, anlattım durumu, kalacak yerim yok dedim, bana 1 gecelik misafirlik verdiler sağolsunlar. 10 kişilik koğuşun, tek boş olan yatağına yerleşmemi söyleyerek, kimliğimi verdiler. Bütün Ankara Üniversitesi DTCF’li öğrenciler o koğuştaymış, diğerleri hepsi Gazi TEF’li öğrenciler. Bilinçli olarak o odaya verildiğimi sonradan anladım tabi ki. Eşyalarımı koydum dolabıma ve ardından saatlerdir boş olan midemi doldurmak için caddeye çıktım kız arkadaşımla. Beraber yemek yedik, sonra o eve gitti, ben ise tekrar yurda döndüm. Koğuştaki arkadaşlar, battaniye, yastık, çarşaf almam için güvenlik görevlisini bulmam gerektiğini söylediler. Buldum ve aşırı derecede terslendim, mesai saati bittiği için. Ellerim boş koğuşa çıktım, delinmiş yatağıma yattım, çarşafsız, yastıksız, battaniyesiz. O kadar yorgundum ki uyuyakalmıştım. Sürekli titrediğimi hissediyor ve koğuştaki arkadaşların bağırtılarını duyuyordum. Bir ara yanımda duran 2-3 kişinin konuşmasını hayal meyal duyuyordum, şu şekildeydi; -Oğlum baksana çocuğun battaniyesi falan yok üşüyecek, -Sanane oğlum anası mısın? Hahaha, ancak bu duyduklarımı yorumlayamıyor, gürültüler içinde uykumu sürdürmeye çalışıyordum. Bu şekilde geçen 4 saatin sonunda gözlerimi açtığımda herkes yatmış, benim için kaygılanan arkadaş saatlerdir diğer koğuşlardan fazla bir battaniye ve yastık bulabilmek için çırpınıyormuş. Aramızda çok kısa bir diyalog geçti ve ben yüzünü bile hatırlamıyorum ne yazık ki; -Kardeş buyur, bunları bulabildim, ama çarşaf bulamadım kusuruma bakma, -Ne demek birader, çok çok teşekkür ederim ne kusuru, aramış bulmuşsun ya, çok sağol. Sabaha kadar o battaniyenin sağladığı sıcaklıkla uyumuştum. Hala hissediyorum, uykudan çok daha öte birşeydi o gece yaşadıklarım.
Sabah olmuş, ben yola düşmüştüm okula gitmek için. Öğlen dersten sonra tekrar Bölge Müdürlüğü’ne gidecektim, plan yapmıştım. Dersler bitti, ben tekrar Bölge Müdürlüğü’ne gittim ve en sonunda bana okulumdan sınavlarımın hangi günler olduğunu gösterir bir belge almam gerektiğini söylediler. Ben de atlayıp Merkez Kampüs’e gittim, önce Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı’na gittim, oradan başka masaya, oradan başka masaya yönlendirdiler, fakat zaman iyice azalıyordu. Bana fakültemin öğrenci işlerinin o belgeyi vereceğini söylediler, doğru oraya yürüdüm, ve oradaki görevli de Gölbaşı’ndaki Öğrenci İşleri’nin bunu verebileceğini söyledi. Ancak saat 16:00′yı bulmuştu bile. O saatte Bölge Müdürlüğü mesaisini bitiriyor, onlar bitirmese Gölbaşı’ndaki Öğrenci İşleri 5′te bitiriyordu ve benim oraya gitmem en az 1 saat gerektiriyordu, kaldı ki o belgeyi alıp alamayacağım meçhuldü, bari yurdu kaçırmayayım dedim. Yurda döndüm, son anda yetiştim, görevliye böyle böyle dedim. O da bana dedi ki; “Git öyle bir belgeyi kimden getirirsen getir seni kayıt edeyim hemen güzelim, ben sabaha kadar nöbetçiyim burada, hadi bul da halledelim işini rahatla artık”, tamam dedim ve çıktım dışarı, ancak o belgeyi kimden bulacaktım? 5 dk sonra geri geldim ve o belgeyi almamın imkansız olduğunu söyledim, o da tamam dedi üzülerek. Benim için çok çaba harcadı, sağolsun. Eşyalarımı aldım ve odada bir önceki gece bana battaniye ve yastık getiren arkadaşı aradı gözlerim fakat bulamadım, teşekkür edecek ve sarılacaktım tekrar ama olmadı, en başta belirttiğim üzüntü kaynağım da yalnızca buydu. Aşağıya indim ve görevli giderken uğramamı söylediği için yanına uğradım. Aramızda ufak fakat çok güzel bir diyalog geçti;
-Köyüne gittin mi hiç?
-Evet gittim tabi ki Ali Bey, hayırdır?
-Şu şu isimleri tanır mısın?
-Tanırım, vardır duymuşluğum tabi ki.
-Ben onların evinde kaldım, senin sülaleni tanıyorum ben, burada seni harcarlar, geldiğin yer belli, ne olduğun belli senin, bunların hepsi faşist, seni bilerek verdim o koğuşa, rahat et diye.
-Çok teşekkür ederim yardımlarınız için, her şey için.
-Başın sıkışınca gel, ben hep buradayım, her zaman yardımcı olurum sana elimden geldiğince.
-Tamam tekrar teşekkür ederim, hoşça kalın.
Babamı aradım, dedim böyle böyle, tabi bu durumlara düştüğümden beri annemden de babamdan da abimden de sürekli azar işitiyordum evi boşalttığım için, sürekli otelde kalmam için zorlanıyor, fakat daha fazla masraf açmak istemiyor, kendi başıma açtığım işi kendim halletmek istiyordum, önce azar işittim babamdan yine aşırı şekilde, sonra otelde kalmaya ikna etti beni ve otel araştırmaya başladım kız arkadaşımla beraber Kızılay’da, bir tane buldum sonunda, ama o gün cuma olduğu için ve annem abimin yanında olduğu için, haftasonunu Eskişehir’de geçirmek çok mantıklıydı. Atladım otobüse gittim Eskişehir’e, dönecek ve 5 gün de otelde kalacaktım planlara göre, ancak öyle olmadı, annemin üstün zekasıyla bir çözüm bulmuştum ki sormayın. Her gün Eskişehir’den Ankara’ya gidip gelecektim. Neticede öyle de oldu, her gece 3:30′da kalkıp servise biniyor, 5′te otobüse biniyor, 8′de Ankara’da oluyor, dersten sonra da tekrar Eskişehir’e dönüyordum. Tam 5 gün bu şekilde geçti ve ben sınavımı da vermiş, evimi de boşaltmış, huzur dolmuş bir şekilde İzmir yolunu tutabilirdim artık..
Tuttum İzmir yolunu, 50 günü aşkındır buradayım ve Ankara’yı özledim şimdi de. Sonum hayrola..